Ekonomi ve adalet İsmail Hakkı Akkiraz


Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Ekonomi; bir toplum veya ülkenin, güçlenerek refah içinde yaşayabilmesi için üretmesi ve bunu paylaşma esasları ve faaliyetlerinden doğan ilişkilerin tümü olarak tanımlanır. Üretilen ne varsa, bütün nimetler adalet ve hakkaniyetle paylaşılmalıdır. Paylaşımda sermaye, emek, hammadde, müteşebbis ve devlet doğal hak sahipleridir. Ekonomi, hak dağılımı bakımından güçlü bir ahlaki zemine dayanmak durumundadır. Bu konuda tek güçlü zemin İslam ahlakıdır. Bir ekonominin adil ve hakkaniyetli olması ancak İslam ahlakı ile mümkündür. Çünkü İslam ahlakı, bütün haksız kazanç yollarına engel olur. Bir ekonomi kapitalist ve Marksist bir ahlaka dayanırsa, burada adil ve hakkaniyetli bir dağılımdan söz edilemez. Böyle olunca ekonomik kavramların İslam’ın benimsediği hak ve adalet ölçülerine göre yeniden tanımlanması bir zorunluluktur. Mülk, mal, para, itibari ve karşılıksız para, değişim, fiyat, ücret, faiz, banka, enflasyon, vergi, maliyet, fayda ve risk, faydalı ve zararlı üretim, arazilerin kullanımı, kâinattaki ortak nimetler, kâr ve rekabet gibi kavramlar yeniden tanımlanmalıdır. Mesela kapitalist ahlaka göre “faiz de alışveriş gibidir” olarak tanımlanmaktadır. Hâlbuki faize meşruiyet kazandıran bu tanım, adil ve hakkaniyetli bir paylaşıma mani olmaktadır. İslam ahlakında ise faiz; “üretmeden tüketme hakkı elde etmek” anlamında ve haksız kazanç olarak tanımlanmaktadır. Ekonomi ile adalet birlikte ele alınarak bir sistem kurulacaksa ‘dengenin’ helal kazanç ve refah üzerine kurulması gerekir. Adil bir ekonomide adalet, hakkaniyet ve helal kazanç itibar edilen temel bir ahlaktır. Namaz kılmak ile ekonomide adaleti sağlamak arasında kuvvetli bir bağ vardır. Namazı hayata İslam’ca ikame eden bir toplum, ekonomik ve sosyal hayatta adaletten, hakkaniyetten ve helal kazanç yolundan ayrılmaz. Bir kimsenin işi düzgünse, namazı da düzgündür.

AHLAK

Adil olmayan bir ekonomi, ahlaksız bir ekonomidir. Bir ekonomiyi ahlaksız kılan ise, faiz, haksız vergiler, rüşvet ve kumar gibi haksız kazanç yollarıdır. “Ne ve nasıl olursa olsun her kazanç makbuldür” anlayışı bir toplumu yok olmaya götürür. Her şeyi hızlıca ve erken tüketen, tabiata zarar veren, gelecek kuşakların haklarını dahi şimdiden harcayan  bir zihniyet, şeklen bir ekonomik refah getirse dahi kötüdür. İyi olan ise adil olan, hakkaniyeti gözeten, helal kazancı esas alan ekonomidir. Biz buna Adil Ekonomik Düzen diyoruz. Adil Ekonomik Düzen’i Milli Görüş benimsemiştir. Böyle bir düzeni kurmanın mücadelesini veren ise Saadet Partisi’dir.

MİLLİLİK

Milletimizin tarih boyunca benimsediği görüş, Milli Görüş’tür. Milli Görüş, hakkı üstün tutan bir medeniyeti esas alır ve her medeniyet kendi kavramları ile hayat bulur. Yerli ve milli bir ekonomi, tüketimi değil üretimi esas alır. Üretim dendiği zaman; 1. Tarım ve hayvancılık alanında yapılacak üretim, 2. Sanayi üretimi, 3. Madenlerin işletilmesi akla gelen ilk üç üretim alanıdır. Modern dünyadaki gelişmeleri büyük bir yenilmişlik ve ezilmişlik duygusuyla takip edip oradaki değerleri kabullenmek, onları, başına “milli ve yerli” koyarak almak, bir zihin tembelliğinin sonucudur, bu bizi hiçbir zaman milli ve yerli yapmaz. Burada altı çizilmesi gereken konu şudur. Biz Batı’nın kapitalist düzeninin bir parçası ve uygulayıcısı olamayız.

Olursak, onların köleliğini kabullenmiş oluruz. Oysa millet olarak bu durumu tersine çevirmemiz gerekir. Ekonomi dendiğinde, millet olarak aklımıza hep Adil Düzen gelmelidir. İşte o zaman millikten bahsedebilir ve derin umutlar taşıyabiliriz.

KISTASLAR

Komünizm çökmüştür. Kapitalizm de can çekişmektedir. Koronavirüs salgını sebebiyle kapitalist dünyanın çöküş içinde olduğunu görmüş olduk. İnsanlık; İslam’ın telkin ettiği Adil Düzen’e dönmekten başka bir çaresinin olmadığını görmüştür. Her zaman ifade ettiğimiz gibi Adil Düzen’e Milli Görüş, yani Saadet Partisi iktidarı ile ulaşmak mümkündür. Adil Bir Düzen’de öne çıkan bazı kıstaslar ise şunlardır. 1. Ölçüyü ve tartıyı korumak: Ölçüyü ve tartıyı korumak, adil bir düzenin temel vasfıdır. Enam 152: “Bütün alışverişlerinizde ölçü ve tartıyı tam olarak, adaletle yapın.” Ölçüyü ve tartıyı korumayan bir düzenin adil olduğunu söylemek mümkün olmaz. 2. Alış veriş: Adil Düzen’de mal mübadelesi karşılıklı rızaya dayandırılmıştır. Nisa 29: “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” Burada gasp ve rüşvet gibi yollar ile malın el değiştirilmesi yasaklanmıştır. 3. İsraf: Yeryüzünde insanın yaşaması için bütün nimetler vardır. İnsanlar her türlü helal yemeğe, giyinmeye ve zenginliğe layıktırlar, fakat israf haramdır. Araf 31: “Ey Âdemoğulları; her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” Adil bir düzende israf değil iktisat esastır. 4. Para: Adil Düzen’de para, bir kimseye ürettiği kadar, tüketme hakkı veren bir araçtır. Bunun için faizcilik ve tefecilik yasaklanmıştır. Bakara 278: “Ey inananlar, yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ve eğer müminseniz faizden doğan kazançların tümünden vazgeçin.” Adil ekonomide “haramı” şöyle sınıflandırmak mümkündür: a-Faizcilik yapmak, b-Rüşvet alıp vermek, c-Yalan ve hile yoluyla kazanç elde etmek, d-Haram olan ürünleri üretmek ve ticaretini yapmak, e-Tekelleşmek ve haksız rekabet yoluyla kazan temin etmek. f-Kaçakçılık, g-Tehdit ve şantaj yoluyla kazanç elde etmek, ğ-Karaborsacılık ve fahiş fiyat ile kazanç temin etmek. Adil Düzen’de bu kazanç yollarının hiçbirisi olmaz. Selam hidayete tabi olanlara…