Millet bunları unutmaz-unutturmaz Abdussamet Karataş

Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi kaoslarından biri olan 28 Şubat Postmodern Darbesi’nin mimarlarından biri olan 22. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı geçtiğimiz gün tedavi gördüğü hastanede öldü. Milletimizin, manevi bir kıymet atfederek “Peygamber ocağı’ diye adlandırdığı askeriyeyi 4 yıl boyunca milletin değerleriyle savaşarak yöneten ve askeri kışladan sokağa çıkararak sivil iradeye en büyük kötülüklerden birini yapan Karadayı, Türkiye’nin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri oldu.

Bir yanda politikacıların milyarlık yolsuzlukları sonucu oluşan şiddetli işşizlik ve yoksulluk, diğer yanda sivil ve askeri kayıplarımızın zirveye çıktığı PKK terörü ve son olarak faili meçhul cinayetlerle boğuşan Türkiye’de, 90’lı yıllar her an yeni  bir kaosun yaşanmasına müsait yıllardı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin sıcaklığı hala etkisini koruyor, askeriye bu havadan aldığı cesaretle siyaset kurumu üzerindeki baskısını sürdürüyordu.

PKK’DAN DAHA TEHLİKELİ HEDEF İRTİCA!

Dönemin askeriyesi için en büyük hedef terör odakları olması gerekirken ne yazık ki İslami kesim ve dolayısıyla Müslümanları temsil eden en güçlü parti olan Refah Partisi’ydi. Zira Genelkurmay’ın üst kesimlerinde dillendirilen ve gazete manşetlerinde boy boy sergilenen ‘İrtica PKK’dan daha tehlikelidir’ sözü bu tezi kanıtlamış oluyordu. Aziz milletimiz, Müslüman düşmanlarına nispet yaparcasına 24 Aralık 1995 seçimlerinde Refah Partisi’ni sandıktan birinci parti olarak çıkarıyordu. Dönemin askeri erkinin İslam karşıtlığını fırsata çeviren politik şer odakları, halktaki ilgisi ve sevgisi bir çığ gibi büyüyen Refah Partisi’nin iktidara gelmemesi için her türlü siyasi oyunu oynadılar. Refah Partisi, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ferasetli hamleleriyle bütün bu politik oyunları etkisiz hale getirerek 1996 yılında Türkiye’de iktidar oldu.

BÜTÜN İNSANLIK İÇİN EFSANE İCRAATLAR

Refah Partisi’nin Doğru Yol Partisi ile kurduğu REFAH-YOL koalisyon hükümeti tüm engelleri yıkarak işbaşına geldi. Erbakan Hoca, 35 yıllık siyasi mücadelesinin sonunda emeğinin ve yüreğinin hakkıyla Başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Artık sırada, bütün insanlığın saadeti için atılacak efsane icraatlara imza atmak vardı. İlk olarak ezilen Dünya Müslümanların sesi olmak ve  emperyalist Batı zihniyeti karşısında güçlü bir duruş sergilemek için 8 İslam ülkesinin işbirliğiyle D-8 İslam Birliği Projesi hayata geçirildi. Bu proje Amerika ve İsrail başta olmak üzere şer odaklarını çok korkuttu. Zira, Dünya Müslümanlarının bir ve bütün olması ırkçı emperyalist düzenlerinin sonunun geliyor olması demekti. Türkiye’de ekonomik alanda da müthiş gelişmeler yaşanıyordu. Erbakan Hoca, faizin kökünü kurutacak havuz sistemini kuruyor, hazinenin kapılarını adeta sonuna kadar açarak işçiye, memura, emekliye, dar gelirliye zam üstüne zam veriyordu. Bütün bu cömertlik karşısında şer odaklarının ‘battık bittik’ komplolarına rağmen Allah’ın yardımıyla  Cumhuriyet tarihinde ilk kez denk bütçe veriliyor ve ülkenin dört bir yanına bolluk ve bereket hakim oluyordu.

SAHTEKARLAR TİYATROSU SAHNEYE SÜRÜLDÜ

Erbakan Hoca’nın başbakanlığı döneminde yaptığı icraatlarla, mazlum coğrafyalar üzerindeki işgal planları bozulan, dünyayı artık faiz belasına sürükleyemeyeceklerini anlayan ırkçı emperyalistler yerli işbirlikçileri eliyle harekete geçti. Erbakan’ın kurmak istediği adil dünya düzeni Amerika Birleşik Devletleri’nin, İsrail’in, Avrupa’nın sömürü zihniyetine tamamen tersti. Zira onlar emeğin değil sömürünün, insan haklarının değil zulmün, bereketin değil sefilliğin  hakim olmasını istiyorlardı. Ve küresel emperyalistler, Türkiye’nin medar-ı iftiharı olan 54. Erbakan hükümetini iktidardan düşürebilmek için, Türkiye’deki işbirlikçileri eliyle ‘irticayla mücadele’ adlı sahtekarlar tiyatrosunu sahneye sürdü.

MÜSLÜMANLAR AĞIR ZULÜMLERE MARUZ KALDI

Refah-Yol hükümetinin milleti memnun eden icraatları maalesef Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın genelkurmay başkanlığını yürüttüğü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin engeline takıldı. Türkiye Cumhuriyeti tarihine ’28 Şubat Süreci’ olarak geçen postmodern darbe süreci başladı. Bu utanç sürecinde Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in talimatıyla tanklar sokağa indirildi ve ‘demokrasiye balans ayarı yapıyoruz’ denilerek adeta milletin iradesiyle dalga geçildi. Askeri darbenin gölgesinde gerçekleşen kritik Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Erbakan Hoca’ya despot 28 Şubat kararları imzalatılmak istendi. Fakat Erbakan Hoca, tüm telkinlere rağmen ‘bütün bu maddeleri imzalamam, milletten aldığım yetkiye ihanet olur’ sözleriyle teklifleri geri çevirdi. MGK sonrasında mütedeyyin kesimler üzerinde baskılar artmaya başladı. Kuran kurslarına, ilim merkezlerine ve İslami sivil toplum kuruluşlarına baskınlar yapıldı, binlerce insanın hukuksuz yere karakollara çekildiği gözaltılar yaşandı. İmam hatip okullarının ortaokul kısımları kapatıldı ve üniversitelerde başörtüsü zulmü baş gösterdi. Üniversite kapılarında ikna odaları kurularak genç kızlarımızın başörtüleri açılmak istendi. Ordu eliyle yapılan Müslüman avı kısa sürede kamu kurumlarına da sıçradı. Namaz kılan ve İslami hassasiyetleriyle öne çıkan askerler ordudan ihraç edildi. 28 Şubat’ın tahribatları sadece sosyal hayatta değil ekonomi de de etkisini gösterdi. 28 Şubat’ın kaos ortamından faydalanan faizci vampirler onlarca bankayı batırdı ve milyarlarca doları yurtdışına kaçırarak ülkenin ekonomisinde büyük bir yara açtı. Erbakan Hoca’nın 11 aylık başbakanlığı süresince dişiyle tırnağıyla kurduğu faizsiz ekonomi düzeni 28 Şubat sürecinde adeta ters takla edildi.

ATIMIZI ALAN YOLUMUZU DA ALMADI YA..

28 Şubat süreci siyaset kurumu üzerinde de büyük bir tahribat oluşturdu. Halkın oylarıyla seçilmiş iktidar partisi Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından ‘laikliğe aykırı faaliyetler içerisinde olduğu’ iddiasıyla hukuka aykırı şekilde kapatıldı. Refah Partisi’nin kapatılmasıyla Milli Görüş davasını sona erdirmeyi planlayan şer güçlerine cevabı yine Erbakan Hoca veriyordu “Bu karar tarihin akışı içerisinde basit bir noktadır. Refah Partisi camiasının çok daha büyüyüp gelişeceği kesinlikle açıktır”. Erbakan Hoca’nın dediği gibi Refah Partisi’nin kapatılmasının hemen ardından Milli Görüş hareketi Fazilet Partisi adıyla yeniden partileşti. Fazilet Partisi 28 Şubat zulmünün gölgesinde yapılan 1999 seçimlerinde sandıktan 3.parti olarak çıktı. Fakat Fazilet Partisi’nin aldığı oya rağmen koalisyon hükümetlerinde yer alması engellendi.

YENİLİKÇİ HAREKET ADI ALTINDA DEĞERLERDEN KOPUŞ

Fazilet Partisi mecliste bulunduğu süre içerisinde istenmeyen parti konumuna getirildi. Sürekli olarak kavga ve sataşmaların hedefi olan Fazilet Partisi Türkiye’de İstanbul, Ankara, Kayseri gibi birçok büyükşehirde içinde bulunduğu yüzlerce belediyede etkin konumdaydı. 28 Şubat’ın etkileri üzerinde seyreden siyasi tabloda ‘yenilikçi hareket’ adıyla oluşturulan bir kadroyla Fazilet Partisi bölünme aşamasına getirildi. Fazilet Partisi’nin eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi Fazilet Partisi’nden çok sayıda millletvekili ve belediye başkanı kopararak partileşmeye gitti. ‘Yenilgiye uğramış bir medeniyetin evlatları olarak yönümüzü Batı’ya çevirdik’ diyerek mütedeyyin kitleleri dönüştürme çabasına giren Ak Parti, 2002 yılında Türkiye’de tek başına iktidar oldu. 28 Şubat sürecinin getirdiği baskıcı ortamı fırsata çeviren Ak Parti yöneticileri, ‘biz bu ülkede aşırılıkları törpüledik’ beyanlarıyla mütedeyyin toplumu her geçen süre içinde biraz daha ılımlılaştırıldı. Avrupa Birliği’ne girme hedefiyle verilen onlarca tavizle Müslüman Türkiye toplumu adeta batılılaştırıldı ve toplumu batıla sürükleyen bu negatif dönüşüm süreci halen devam ediyor.