Saray ve demokrasi Doç. Dr. Necmettin Çalışkan

Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçiş tecrübesi fazla uzun sayılmayacak bir geçmişe dayanır.
Birçok badirelerin atlatıldığı bu dönemlerin en dramatik olanı da belki de bir başbakanın asılması olayıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan sonraki ilk askeri darbeyi 27 Mayıs 1960’ta yaşadı.
Bu darbede ülkemizin çok acı hatıraları var. Oldukça karanlık ve aydınlatılmamış birçok olay, yazışma vs. mevcut.
İlginçtir ki bundan çok daha uzun yıllar önce kurulmuş birçok Türk devletinin tarihi kayıtları göreceli olarak şeffaf bir şekilde elimizde iken yakın tarihimiz ile ilgili meçhulde kalmış olayların üzerindeki karanlık sis perdesi duruyor.
Görünen o ki demokrasi ve insan hakları konuları çok partili hayat ile daha sağlıklı yürütülmesi beklenirken sivil inisiyatife ciddi müdahaleler olmuştur. İşin garibi de bunlar yine sözde demokrasi adına yapılmıştır.
Her yıl bu acı, tekrar tekrar hatırlanır. Belki 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi ve 28 Şubat Postmodern Darbesi de acıklıydı ama 27 Mayıs’ın ayrı bir yeri var. Topyekûn tüm milletin karşı durduğu darbeydi 27 Mayıs.
Zamanın başbakanının Yassı Ada’da asılması bu yıl daha bir ön plana çıkartıldı. Bu adaya kocaman bir cami, otel, salonlar her şey yapıldı. “Yaslı ada” büyük bir müze görünümüne kavuştu.
Kuş uçmaz, kervan geçmez bu adaya bu kadar şatafatlı yapılara gerek var mıydı? Yapılmasa ne eksik kalırdı ki diye sormak bile bu devirde kolay değil. Senede bir gün bile kullanılmayacak bir yapı. O salonların hiçbiri, ömrü hayatında doluluk gibi bir durum asla yaşamayacaklar.
Neyse… İşte bu muazzam yapıtın açılış organizasyonunu televizyonlardan izledik.
Görünüşte birlik, beraberlik ve ülkede topluca hukuku, özgürlüğü savunma adına bir girişimde bulunuldu. Ama milletin tarihini ilgilendiren bir konuda sadece Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümetin gayri resmi, mini ama kudretli ortağı vardı. Tek partili hayattan çift partili hayata geçişin(!) fotoğrafı gibiydi. Gönül isterdi ki ayrım gözetilmeden muhalefet de o tabloda yer alsın.
Darbeye karşı çıkmak sanki sadece iktidar ve ortaklarının tekelinde! Muhalefetin bununla hiçbir ilgisi yok!
Demokrasinin üzerinde ısrarla durduğu çoğulculuk kavramı, adayı çevreleyen denize karışmış görünüyordu…
Bu dönem de tarihe; Ahlat, Marmaris, İstanbul’dakiler ve Beştepe’nin üzerine şimdi de Yassı Ada Demokrasi ve Özgürlükler Adası Sarayı ile “Saraylar Dönemi” olarak geçer mi bilinmez.
Saraylar, ülkemizin tarihinde çok özel yerlere sahip yapılardır. Osmanlı’nın yıkılışı da saraylar üzerinden olmuştu. İlginçtir saraylar arttıkça girilemez yerler oluyor. Vatandaşı bir yana koyarsak ancak akredite gazetecilerin bile giremediği, habere ulaşamadığı yerler.
Geleneksel hale gelen basın toplantıları aralarında gazeteci olmayan; sözcü, iletişim başkanı, danışman gibi birkaç kişinin huzurunda icra ediliyor.
Son haftalarda İstanbul Huber Köşkü’nde yapılan dijital kabine toplantısını haberleştirmek üzere giden muhabirler, sarayın en dışında yolun orta refüjden yayın yapıyor.
Demokrasi ve Saray ikileminde yaşıyoruz. Demokrasi söyleminin yeni tek adamlı sistemin kurucuları tarafından dile getirilmesi de işin başka sevimli tarafı.
Burada özgürlükten bahsederken hele de darbenin faili altı kişiden biri olan zatı, aklama girişimi de hükümetin partnerine yaptığı büyük jest olsa gerek.
O gün itibariyle darbeyi tüm dünyaya ilan eden basın sözcülüğünü yapmış olan kişi için darbeyle bağı görmezden gelinerek, “Sürgüne gönderildiği Hindistan’dan idam kararlarının hukuki ve meşru olmadığını, insanlık duygularıyla uyuşmadığını belirterek trajediyi engellemek için çırpınan merhum Alparslan Türkeş’i rahmetle yad ediyoruz.”
Evet merhum Alparslan Türkeş 27 Mayıs darbe bildirisini okuyor. Ama Sayın Devlet Bahçeli yıllar sonra 27 Mayıs darbesini kınamak için Yassı Ada’ya gidiyor, kurdele kesiyor. Bu tablodan 27 Mayıs darbesini yapanların tasfiye edildiği mi yoksa işbaşında oldukları sonucu mu çıkarılmalı?
Güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçekler tarih kitaplarında ve yaşayanların zihinlerinde duruyor/duracak…
Yoksa bugünlerde bu konunun ısrarla ön plana çıkarılmasının acaba birilerinin siyasi rant elde ettiği için midir? Yoksa bu konuda bir tehlike sezinlendiği için midir? Orasını bilemiyoruz.
Türkiye’de millet iradesine vurulmuş en ağır darbelerden birisi olarak 27 Mayıs darbesi ortada. Bugün hukukun tam manası ile hâkim olduğu bir Türkiye temenni etmekten başka bir şey elimizden gelmiyor.