Yassı Ada’dan Yaslı Ada’ya, oradan da Demokrasi Adası’na

Çarşamba günü Yassı Ada’nın yeni düzenlenmiş şekli ile açılması sebebiyle televizyon kanallarının ana konusu oldu. Açılışı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapmış olması da eklenince günün gündemi tek maddeye inmiş oldu. İyi de oldu. Çünkü Yassı Ada gençlik yıllarımın en acı hatıralarının sebebi olmuştu. Özellikle radyodan dinlediğim duruşmalar 18 yaşımın heyecanı ile yüreğimde ömür boyu unutulmayan acıya vesile olmuştur. Aslında 18 yaşındaki bir gencin bu kadar etkilenmiş olması belki aşrı bir tepki olarak nitelendirilebilir. Ancak eminim ki bu acıyı küçük bir azınlık hariç milletimizin büyük bir çoğunluğu yaşadı.
Ancak, rahmetli dedeme duyduğum sevgi sebebiyle olsa gerek onun sevdiği bir siyasi partiyi benim de sevme sebebim olmuştu. Böyle olunca dedem vefat edene kadar onun olduğu gazeteleri okudum, onun tutuğu partiyi tuttum. Daha sonraki yıllarda da Demokrat Parti’nin devamı olduklarını söyleyen siyasi partileri tuttum. Ancak, geçen zaman içinde okuduğum gazetelerin çizgisinde bir değişiklik olmadı ama tuttuğum partinin farklı bir çizgisi vardı. Bu çizgi 50 yıla yaklaşan bir süredir devam ediyor. Ancak, hemen belirteyim ki, siyasi çizgimdeki değişikliğin dedemin çizgisine ters olmadığını düşünüyorum. Çünkü dedem İslam’ı yaşamaya çalışan sahip olduğu değerleri sonuna kadar hayatında uygulayan bir kimseydi. Sanıyorum yaşıyor olsaydı bendeki bu çizgi değişikliğine karşı çıkmazdı. Derdim kendimden bahsetmek değil. Çarşamba günkü Yassı Ada hareketliliği üzerinde durmak.
Böyle olunca da Yassı Ada’nın 27 Mayıs Darbesi ve ardından Demokrat Partililerin orada yargılanması ve üçünün idam edilmesinin ardından halkımızın bu adaya Yaslı Ada adını vermiş olduğunun hatırlanması gerekiyor. Özellikle de Yassı Ada’nın Demokrasi Adası’na çevrilirken halkın taktığı adın da düşünülmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Ayrıca, Yassı Ada’nın açılışında sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin katılmış olmasının insanı rahatsız ettiğine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü böyle bir açılışa diğer parti liderlerinin de davet edilmesi gerekirdi. Çünkü demokrasi hiç kimsenin tekelinde değildir, olamaz.
Bu nokta da sevgili kardeşim Mustafa Yılmaz’ın attığı tweeti aynen aktarmak istiyorum: “Yassı Ada Demokrasi Adası’nın açılışında sadece Erdoğan ve Bahçeli var. Tek tek aradım sordum. Hiçbir muhalefet partisi çağırılmamış. Buna Demokrat Parti de dâhil. Oysa merhum Menderes asıldığında bu partinin genel başkanıydı. Demokrasiye yakışmadı. Yassı Ada bir kez daha yaslı.”
Bu noktada darbe sabahı radyoda Silahlı Kuvvetler’in yönetime el koyduğuna dair bildiriyi okuyan Alpaslan Türkeş olduğunu, MHP’nin Türkeş’ten sonraki Genel Başkanı’nın Devlet Bahçeli olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra Sevgili Mustafa Yılmaz’ın tweetinin bir kez daha okunarak üzerinde düşünülmesinde yarar var diye düşünüyorum. Tam bunları söylerken Bahçeli’nin açılışa davet edilmesini eleştiriyor değilim. Sadece, Bahçeli’nin davet edildiği böyle bir açılışa Yılmaz’ın dikkat çektiği hususların niçin hiç düşünülmediğini insan sormadan edemiyor.
Son olarak bir de Yassı Ada’ya insanımızın uygun gördüğü Yaslı Ada isminin de üzerinde durulması gerekmez mi? Çünkü Yassı Ada uzun yıllar insanımızın içinden söküp atamadığı acıların yaşandığı bir yer. Adanın adı Demokrasi Adası olmakla söz konusu acılar unutulabilir mi?