Kin ve nefret duvarları Ali Haydar Haksal

Ali Haydar Haksal

İnsanın kendine tuzağı yaşanmışlıkları, hâl ve davranışları. Yaşananlar yaşanıyor, geçip gidiyor diye düşünülür. Yaşananlar yaşanır ama etkisi, izleri kalıcı olur. Huylar, karakterler bir kişiyi tanımlar genelde. Bilinenler ve bilinmeyenler zamanla belli olur, kendini gösterir.
Güzel, iyi, olumlu olanları yaşamak, onlardan söz etmek, yaşamak istenen, beklenen ve arzulanan.
İnsandan insana fark var. İnsanı bilmek ve tanımak zaman ister. Uzaktan bakmak hiçbir zaman sağlıklı sonuç vermez. Yol ve gönül arkadaşlığı yoksa bir insanı tanıyor olmak zor. Gönül içtenliktir, samimiyet ve bağlılıktır. Körlük değil. Körlükler insanın doğruyu görmesine engel.
Bir insanı, insan olarak değil de olduğundan farklı görmek kör bir aşkın eseri. İnsanı abartmak kadar tehlikeli bir durum olamaz. İnsan, keskin kılıcın ağzı üzerinde yürüyen bilinçli bir varlık. Bilinci, düşmeme ve bedeninin kesilmemesiyle ilgili. İnsan öyle bir nesnenin üzerinde ustalığını gösteriyorsa bu da yanıltıcı olur. Çünkü asıl görünüm o değil. Asıl görünüm orayı ya da insanın sıratı olan durumları geçiş değil. Onlar bir son durum. Yaşanmışlıklar insanın biriktirdikleri.
İnsanın belirgin kusurları var. Bunların kimi asla aşılamıyor. Kendi kendisine vehmettikleri, gururu, kibri, bunlara bağlı olan kin ve nefreti. Bu tip insanlar önce kendine zarar verirler. Önce diyoruz çünkü kendi kendilerinin düşmanı olurlar. Eğer sorumlulukları var ise yönetimindekilere zarar verirler. Bir de bir inancı ve düşünceyi temsil ediyorlarsa o zaman o inanç mensuplarına zarar verirler. İnanç mensuplarının bağlanmışlıkları bir güvendir. Kendileri adına temsil yerindedir. Kendileriyle sınırlı olsa o zaman çok tehlikeli ve zararlı olmazlar.
Kin ve nefret inanmış bir insana en yakışmayanı. Eğer bir Müslüman bu tutumu kendine yakıştırıyor ve hayatını bunun üzerine inşa ediyorsa İslâm milletinin inancına, düşüncesine aykırı bir yol üzerinedir. Efendimizin Taif’te yaşadıklarına inanmıyor demektir. Kendisini öldürürcesine taşlayan, hakaret eden, beldelerinden kovanlara nefret değil merhamet diliyor.
Mümin insan insanın kalp yollarını açık tutar. En beklenmedik zamanlarda o kapılar aralanır ve birliktelikler oluşur.
Kin ve nefret insanın soğuk yüzü, aşılamayan yanı. Bütün kapıların kapandığı bir kayalık. Onlara hiçbir durum etki etmez. Rüzgârlar sert kayaları aşındırmaz, ancak toz ve toprağı atar.
Bir insan bütün hayatını kin ve nefret üzerine inşa ediyorsa, ömrü boyunca onun kapanından kurtulamaz. Bu, kendisinin yanılmazlık duygusunu oluşturur. Kendisine inanmak ve sevilmekten çok tapınılmasına götürür. O tipler de bundan haz alırlar. Heykelleri dikilir, yoluna kurban olunur. Gözleri kendi gerçeklerini görmeyi engeller. Ne akıl yerindedir, ne kalp hakiki konumundadır.
Kin ve nefret ile başkalarını ezmek bir kazanç değil bir zarardır. Yenilginin başlangıcıdır. Sonu olmayan bir uçurumdur.
İnanmış insanın sevgi ve gönül kapıları aralıklıdır. Oradan girmeye hiçbir şey engel değildir.
İnsanın dili kendisini ele verir. Sevgi, güzellik, iyilik ve merhamet dili katılaşan yürekleri yumuşatır, esnetir. Girilemeyen kapılardan girilmeyi sağlar. En olmadık insanlarla bağ kurmayı sağlar.
Aşkı dili sevgi dilidir, gönül dilidir. Katı ve acımasız değildir. İtici ve uzaklaştırıcı değildir.
Tasavvufta sevgi insanlara yüklenir, gönüllere inşirah, huzur ve rahatlık verir.
İnsanlar gözleri kalplerinin yansısıdır. Dilleri kalplerin sesidir. Akıl putunun tuzağına düşülmeden, gönül dilinin güzelliklerinde yaşanır ve gezinilir.
Gönül ehli olanlarda kötülük tozları tutunmaz. Bir silkiniş yeterlidir. Gönülden dile geçen ve yaşanan yolculuklar insanı insana kavuşturur. İnsana tapınmaya değil insana değer verdirir.