Salgından kurtulanı açlık mı bekliyor?

Çin’de başlayan, gelinen noktada oradaki etkisini tamamen olmasa bile büyük ölçüde yitiren korona salgını dünyanın çeşitli bölgelerini vurmaya devam ediyor. Son günlerde Latin Amerika, özellikle de Brezilya salgının pençesinde kıvranıyor. Salgından mümkün olduğunca korunmak, özellikle de can kaybını en aza indirebilmek için alınan tedbirler sonucu ekonomik bakımdan ciddi sıkıntıları gündeme getiriyor. Alınan tedbirler sonucu ister istemez üretim düşüyor, hatta bazı alanlarda durma noktasına geliyor. Kısacası, salgın ile birlikte ekonominin durma noktasına gelmesi karşısında bazı ülkeler salgın tamamen sona ermeden tedbirleri gevşetmek zorunda kaldılar. Üretimin durması demek bir süre sonra hayatın durması anlamına geliyor. Bir yandan milyonlarca insan geçici ya da sürekli olarak işlerini kaybettiler. Günümüzde işsiz kalmanın çoğu zaman aç kalmak anlamına geldiği düşünüldüğünde insanlık salgından korunmak adına bir süre maddi sıkıntılara katlanmak zorunda kalacak demektir. Kısacası, insanlık adeta salgın ya da ekonomik sıkıntılarla bir başka ifadeyle açlıkla boğuşmak durumunda. İşin bir diğer yanı sanki dünya salgınla mücadele ya da ekonomik sıkıntıdan birini tercih etmek zorunda kaldı, kalacak.
BM’den yapılan bir açıklama ister istemez insanın aklına, “Salgından kurtulanı açlık mı bekliyor? sorusunu getiriyor. Açıklamada, “Salgın nedeniyle Latin Amerika’da 14 milyon kişi açlık kriziyle karşı karşıya” deniyordu. Ayrıca, üretimin durması sonucunda ortaya çıkacak üretim daralması çok daha ileri boyutlara ulaşabilir. Bunun için de ülkemizde tedbir olarak ekonomik krizi önlemek için alınan tedbirlerin arasında tarımsal üretimin devamını sağlamaya yönelik tedbirler alındı. Pek çok iş yerinin bugünden itibaren açılmasına izin verildi. Böylece hem salgının sebep olduğu işsizlik nispeten telafi edilmeye çalışılırken üretimin artmasının da önü açıldı.
Tüm bunlar koronavirüs salgınının sadece sağlığımızı ve hayatımızı tehdit etmediği, işin ekonomik ve üretim boyutunun da önemli olduğunu gösteriyor. Daha doğrusu işin bu boyutunun da farkına varılmaya başlandı. Tüm bunları hatırlatırken salgının ekonomik boyutunu öne çıkarıyor değilim. Can sağlığının her türlü endişenin önünde olduğunu biliyorum. Sağlıklı olmayan insanlar için bir işinin olup olmaması da önemli olmaz. Bunun da ötesinde yüz binlerce insanın salgın sebebiyle hayatını kaybettiği de ister istemez salgının doğrudan sağlığımızı ve hayatımızı ilgilendirdiği bir gerçek. Ancak, salgın çeşitli mücadele yolları ile önlenmeye çalışılıyor. Giderek de salgının hızı her ülkede farklı bir zaman dilimi içinde olsa da etkisi azalıyor. Ancak, salgının kökünün kazındığını, kısa sürede de kazınacağı en azından şimdilik mümkün görünmüyor. Bunun için olsa gerek, salgın ile mücadelenin önümüzdeki aylarda da hayatımızın bir parçası olacağı belirtiliyor. Yeni normal hayat olarak da nitelendirilen bu durum ister istemez hayatımızı bu yeni şartlara uyarak sürdüreceğimizi gösteriyor.
Özellikle 18 yaş altı ile 65 yaş üstü insanımız için hapis hayatına alışmak gerekiyor. Çünkü yaklaşık üç aydır devam eden 65 yaş üstü insanımızın mahkumiyetine haftada bir de olsa dışarı çıkma izni verilmiş olması, yaşanan sıkıntının boyutunu gösteriyor. Netice itibarıyla salgının mecbur ettiği yaşam tarzına alışmak sanıldığı kadar kolay olmayacak. Hatta toplumun belli bir kesiminde bir takım psikolojik patlamalara da yol açması sürpriz olmayacaktır. Bu bakımdan salgınla mücadelede önemli olan tedbirlere toplumun her kesiminin titizlikle uyması gerekiyor. Aksi halde, özellikle yaşlı kesimin ev hapsi daha da uzayacak demekti ki bu ciddi bir haksızlık olacaktır.