Serbest piyasa başıboş piyasa mı?

Salgın sebebiyle hayata geçirilen bir takım uygulamalar ister istemez ekonomik hayatı etkiledi. Bir yandan üretim azalırken; öbür yandan işverenler yavaşlayan ekonomi çarkının kendilerine etkisini azaltabilmek adına bazı tedbirler aldılar. Sonuç olarak işsizlerin sayısı arttı. İşsizliğin artması hayatın zorlaşması anlamına geliyordu. Buna karşı salgının biraz olsun hızını azaltması ile birlikte devlet bazı tedbirleri devreye soktu. Yani, ekonominin çarklarını hızlandırmak, ortaya çıkan daralmayı gidermek adına alınan tedbirler arasında en başta devlet dar gelirleri bu salgın döneminde biraz olsun nefes aldırabilmek için bir takım yardım kalemlerini devreye soktu. Ebette, yapılan geçici yardımlarla insanların hayatını düzene koymak mümkün değildi.

Kaldı ki, devletin sürekli yardımlarla ekonomiyi düzene sokması, canlandırması da mümkün olmayacağı için son olarak konut, taşıt alımları ile tatil ve yerli üretim yapan mobilya, elektronik, beyaz eşya, pencere sistemleri, ev tekstili, çeyiz ve bisiklet sektörü firmaları ile anlaşmalar yapılarak azami 60 ay vade ve düşük faizli krediler hayata geçirildi. Bunun için devlet bankaları öncülük ediyor. Vatandaş aldığı kredi ile piyasadan bir şeyler alarak ekonomide canlanma sağlanmaya çalışılacak. Elbette, bir ay yapacağı tatil için 36 ay ödemeli bir borcun altına girmenin vatandaşa ne faydası olacak, ekonomiye katkısı ne kadar sürecek sorusunun cevabını herkes kendince verecektir.


Üzerinde durmak istediğim husus piyasaya borçla da olsa para gireceğini gören bir takım çevreler birden bire fiyatlarla oynamaya başladılar. Denebilir ki, 2-3 aylık ekonomik durgunluğun faturasını yine vatandaş ödeyecek, sıkıntısını vatandaş çekecek. Söz gelimi medyaya da yanıysan haberlere bakıldığında piyasada şimdiden başta emlak ve otomobil sektörü olmak üzere fiyatlarda yükseliş başladığı görülüyor. Söz gelimi, bir haber medyada, “Kredi ucuzladı, konuta zam geldi” başlığı altında yer alıyordu. Yani, ucuz kredi vatandaştan çok emlakçıların ya da emlak sahiplerinin kârını artıracak. Aynı şeyi özellikle ikinci el oto için de söylemek mümkün. Bu noktada bir yakınımın yaşadığı bir olayı aktarmak istiyorum.


Söz konusu kişi Pazartesi günü çarşıya çıkarak bozulmuş mini robotunu yenilemek için dükkânları dolaşır. Dükkânın birinde işini görecek bir robot için pazarlık eder. Beğendiği mini robotun etiket fiyatı 349 TL’dir. Tezgâhtar ile 330 liraya anlaşırlar. Ancak cebinde 200 lira olduğu için bankadan çekip ertesi günü (Salı günü) aynı dükkâna gider. 330 liraya anlaştığı ürünün etiketinde bu defa 475 lira yazdığın görür. Kendisi ile ilgilenen tezgâhtara dün geldiğini, cebindeki para yetmediği için bankadan para çekerek bugün geldiğini ama bu defa fiyatın 145 lira artmış olduğunu, tezgâhtar yeni fiyatlarının bu olduğunu söyler. Müşterinin itirazı üzerine iş tartışma boyutuna vardığında bir gün önce konuşup anlaştığı hanım tezgâhtar devreye girer ve bir gün önce 330 lira olarak anlaştıklarını söyleyince anlaşılan fiyattan ürünü verirler. Buraya kadar anlattığım hususta bir terslik yok. Varılan anlaşma doğrultusunda satış gerçekleşir. Ancak, bir gün önce 349 TL fiyatı olan bir ürün bir gün sonra hangi sebeple 475 TL oluyor bunun izahı yok.

Hemen belirteyim ki bir mini robotun fiyatında böylesine bir günde 125 TL artış ortaya çıkıyorsa ev, araba alacaklar nasıl bir manzara ile karşılaşacaklar bunu ilgililerin takip etmesi gerekiyor. Çünkü serbest piyasa demek kesinlikle başıboş piyasa anlamına gelmemelidir. Ne var ki, aynı durumun akaryakıt fiyatlarında da yaşandığına, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı yaptığı açıklamada, “Tüm iller için geçerli akaryakıt fiyat marjlarının geçmiş dönemlere göre makul olmayacak biçimde artığının tespit edildiğini” söylüyordu. Kısacası, fiyatların belirlenmesi konusunda belli ki satıcılar etkililer ve onlar sadece kârlarını düşünüyorlar.