Bakmasak da… Burak Kıllıoğlu

Yazar yepyeni.indd

“Kur benim için önemli değil, oraya bakmıyorum”… Ekonomiden sorumlu bir bakanın ağzından bu cümleleri duyacağımızı hayal bile edemezdik.. Gerçi hayal olan birçok şeyi realitede yaşıyoruz ve hayretler içerisinde kalmamız gerektiği halde zerrece şaşırmıyoruz bile.. Bunun nedeni toplumca gerçeklikten koparılmış olmak ve her türlü enteresanlığa alışmak olabilir mi?

Aynı bakan geçtiğimiz aylarda da bir televizyon programında soruları cevaplandırmıştı. Veya tam tabiriyle karşısındaki gazeteciler, bakanın “cevaplarını sorulandırmıştı”. (Bu devrin ruhunu özetleyen hal tam da budur maalesef). Orada da yine kendisine döviz kuruyla ilgili bir soru sorulmuştu. Verdiği yanıt, dünya üzerinde herhangi bir yerde, herhangi bir ekonomi bakanından duyulmayacak “orijinallikteydi”: “Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz?” O tarihte, yani 12 Ağustos’ta dolar kuru 6,88 lira iken, “kur benim için önemli değil, ona bakmıyorum” dendiği 19 Eylül günü dolar kuru 7,85 liraya çıktı. 1,5 aylık bir sürede TL, dolar karşısında neredeyse 1 lira eridi. Sene başında 5,95 lira olan dolar, TL karşısında yüzde 35’e yakın değer kazanarak 7,85 liraya yükseldi.

Buna rağmen bakan bey “önemli” bulmuyor ve “ona bakmıyor”… Paramızın değer kaybına kayıtsız kalmamız gerekiyor demek. Alım gücümüzün gerilemesine, döviz kurunun neden olacağı enflasyon yüzünden geçim sıkıntısının ve hayat pahalılığının vatandaşı daha da bunaltmasına da ses etmememiz gerektiği gibi herhalde. Ekonomi bakanı değil de acaba Kültür Bakanı veya Gençlik ve Spor Bakanı mı ilgilenecek döviz kuru hareketleriyle?

Ki döviz kurundaki hareketin, ekonominin genel görünümünü yansıtan bir barometre olduğu ve sokaktaki adamın ekonomiyi algılayışını yansıttığı da bir gerçektir. Halkımız, misal dolardaki artışı sadece bir kurdaki artış değil, aynı zamanda bir “kriz” işareti olarak da değerlendirir. Bankalardaki döviz mevduatlarının rekor seviyelere yükselmesinin arkasında insanların TL cinsinden olan gelirlerindeki erimenin önüne geçme güdüsü de vardır. Ekonomiden anlasın veya anlamasın, sıradan insanlar gidişatın kötü olduğunu sezinleyerek kendilerince bir tedbir almaya girişmektedirler. Çünkü ilgililer sorunların çözümü yerine vatandaşa “gelişmeleri acaba hangi algıyla sunabiliriz” telaşesindeler.

Ekonomiden sorumlu bakan, döviz kuruna gönül koyup küsse de, ilgilenmemeyi yeğlese de maalesef üretimde kullanılan hammaddelerden enerji girdilerine ve kritik önemdeki tüketim mallarına kadar daha pek çok şeyi yabancı ülke dövizleriyle satın alıyoruz. Döviz kurundaki artış aldığımız her şeyin fiyatını TL cinsinden anında pahalı yapıyor. Bir de yetmezmiş gibi ekonominin bel kemiği olan özel sektörün yurtdışı borçlanmaları var ki, takdir edersiniz ki onlar da döviz cinsinden. “Oraya bakmamakla” kaybeden biz oluyoruz yani.

Ekonomiden sorumlu bakan, “önemli bulmayıp, bakmadığını” söylese de, son bir buçuk yılda Merkez Bankası rezervleri “dolar kurunu baskılamak” için 100 milyar dolar civarında eridi. Madem “önemsenmiyordu” kurdaki hareketler, bu eylemin mantığı neydi o zaman? Dolardaki artışın vatandaşın muhayyilesinde “kriz” algısı oluşturmasının önüne geçmek miydi yoksa amaç?
Ne kadar “bakmasak” da, duruma göre “yok saysak” da, kaldırıp atılamayacak kadar önem arz eden bir durumda döviz kurları. Biz bakmasak bile, ekonomideki tüm aktörler bakıyor, tüm makro ve mikro dengeler bundan etkileniyor. Belki sokaktaki sıradan vatandaş, bu “algıya yönelik hareketlere” kendini kaptırıyor olabilir. Öyle olması da, ekonominin içinde bulunduğu zorlu durumu değiştirmiyor.
Bakmayınca bu sefer göremez de oluyoruz, sorunları yok saydığımız yetmemiş gibi… O zaman da çözüm üretemiyoruz, fasit dairede debelenip duruyoruz.