Birileri gerçeği söylemiyor

Muhalefet sözcüleri ülke ekonomisinin iyiye gitmediğini, özellikle de yatırımların üretime dönük olmayışı sebebiyle ülkenin ithalata bağımlılığının devam ettiğini söylerken, iktidar sahipleri her fırsatta ekonomi konusunda topluma ümit pompalıyorlar. Elbette ümit pompalayacaklar, yoksa ümitsizlik pompalamaları mı gerekiyor sorusu akla gelebilir. Elbette ümitsizlik pompalamayacaklar ama ülke gerçeğinden hiç haberleri yokmuş gibi davranmaları da ister istemez çizilen pembe tablolara ve bu tabloları çizenlere güveni azaltıyor. Sözü uzatmadan geçtiğimiz iki gün içinde medyada yer alan bazı haberleri hatırlatmak istiyorum. İlk haber son 2.5 yılda milyonerlerin ve bankalardaki paralarının iki kat arttığına dair. Elbette ülkede zenginlerin sayısı artsın, eğer, onlardaki refah seviyesinin yükselmesi tabana da yansıyorsa buna kimsenin itirazı olmaz. Aynı haber bir başka gazetede, “Korona döneminde 69 bin yeni milyoner oluştu” başlığı altında yer alıyordu. Hâlbuki salgın sebebiyle dar gelirli esnafın, bir başka ifadeyle küçük esnafın pek çoğunun işyerlerini kapatmak zorunda kaldığını da biliyoruz. Dükkânlarının kirasını ödeyemeyen, bu yüzden de dükkânlarını kapatmak zorunda kalanları tanıyor ve biliyoruz. Ekonomi bu durumda iken geçen 7-8 aylık bir korona döneminde 69 bin milyoner nasıl oldu da meydana geldi sorusunu cevaplandırmak zorlaşıyor.

Bu arada korona döneminde ekonomiyi biraz olsun ayakta tutabilmek için devlet desteği ile kredi musluklarının açıldığını bunun sonucu olarak insanımızın kredi ve kart borcunun 794 milyar lirayı aştığını da yine gazete haberlerinden öğreniyoruz. Çükü özellikle konut ve otomobil alımı için düşük faizli kredilerin verilmesi, bununla da kalmayıp insanların bu salgın döneminde tatile gidebilmeleri için düşük faizli kredilerin devreye sokulması, ne kadar ekonomiyi canlandırdı bilinmez ama önümüzdeki aylar alınan kredilerin geri ödemesi başlayınca yaşanacak bir krizin ciddi sorunlara yol açabileceğini tahmin etmek zor değil. Böyle olunca da bu şartlarda toplumda milyonerlerin sayısının artmasına sevinmek mi yoksa üzerinde düşünmek mi gerekiyor? Çünkü artık herke s biliyor ki, düşük faizli kredilerin verileceğinin ilan edilmesi konut ve otomobil fiyatlarında ciddi artışlara yol açtı. Yani, insanlar ödeşecekleri faizin azalmasından fazlasını daha almadan artan fiyatlarla kaybettiler.

Bir başka haberde de tarlada maliyeti 90 kuruş olan patatesin satış fiyatının tarlada 65 kuruşa kadar düşmüş olması ile üretici büyük zarar gördü. Geçen sene 4 liraya kadar çıkan patatesin bu sene tarlada 65 kuruşa düşmüş olması tarımsal üretimde bir planlamanın olmadığını gösteriyor. Yine aynı günkü gazetelerde yer alan bir başka haberde ise asgari ücretlinin evlenip düğün yapabilmesi için 5 yıl çalışması gerektiği ileri sürülüyordu. Aslında bir asgari ücretlinin evlenip düğün yapabilmesi için 5 yıl çalışmasının da yeterli olmayacağını görmek zor değil. Böyle olunca evlenirken düğün yapmaları salgın günleri sona erse de maddeten zaten mümkün değil. Netice itibariyle asgari ücretin her ay yayınlanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarının altında kaldığı düşünüldüğünde asgari ücretle olsun bir iş bulup çalışma imkânına sahip bir gencin bırakın düğün yapıp evlenmesini açlıktan kurtulması mümkün değil. Eğer açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları yanlış değilse ülkemizin gerçeği bu. Böyle olunca da ülkemizde giderek fakirler ve zenginlerden oluşan bir toplum yapısı ortaya çıkıyor. Toplumu ayakta tutan orta direği yok oluyor, Bunun sebebi de yanlış ekonomik politikalar. Bu gerçekler ortada iken her fırsatta topluma geleceğe dönük ümit pompalanması toplumsal gerilimi geciktirir ama ortadan kaldırmaz. Abdülkadir Özkan