Gemi batıyor Fatma Tuncer

Yolcularının büyük çoğunluğu gafillerden oluşan bir gemi ağır ağır ilerlerken beklenmedik bir şey olur ve geminin altı delinir. Yolculardan aklıselim bir kişi geminin su aldığını ve batmakta olduğunu haber verir, yolcuları önlem almaya davet eder. Fakat kimse adama aldırmaz, kimse ayaklarının altındaki tehlikeyi ciddiye almaz. Adam avazı çıktığı kadar bağırır ve geminin su alan kısmını işaret eder, tehlikenin farkına varılması için çaba gösterir ancak kimse oralı değildir. Kısa süre sonra sular yükselmeye ve boğazlara kadar ulaşmaya başlar. Gafil insanlar işte o zaman tehlikenin farkına varır ve imdat diye bağırmaya başlarlar. Fakat vakit çok geçtir ve çırpınışlar fayda getirmez.

Bilindiği üzere dindar kesim bu toplumun temel yapı taşlarıydı ve bir kötülük gördüklerinde bunu ortadan kaldırabilmek için bir araya gelir, harekete geçerlerdi. O zamanlar dindarların önceliği ve hedefleri doğru eksenli bir hayattı, vahyin gölgesinden kopmadan yaşayabilmekti. Bugün dindar kesim sekülerleşti dolayısıyla bu insanların talepleri de öncelikleri de değişti. Artık dindarlar para, mülk ve kariyer uğruna her türlü tavizi meşru görüyor, komşu açlıktan karnına taş bağlarken onlar konforlu ortamlarda fahiş paralar harcıyorlar. Pusulayı kaybettiler ve bir belirsizliğe doğru yol almaktalar.

Ahlakı değerleri kuşanacak ve hakkın tebliğini yapacak olan dindarlar seküler rüzgâra kapılınca, her şey alt üst oldu. Mahremiyet kavramı zedelendi özel diyebileceğimiz hiçbir şey kalmadı. Sosyal medyada ve ekranlarda sergilenen görüntüler insanlarımızın utanma duygusunu yok etti. Zina sıradanlaştı, magazin programları vasıtasıyla gıybet ve dedikodu yaygın hale geldi.

Geçtiğimiz günlerde AKP’ye yakın olan ATV’de bir programa katılan kadının ifadeleri geminin artık battığını ve rehavete kapılan insanların çözümsüz kaldıklarını özetliyor aslında. Sular yükseliyor, gemi batıyor ve bir nesil heba oluyor düşünebiliyor musunuz?

Hatırlayacağınız üzere programa katılan kadın komşusuyla kaçıp birlikte yaşamaya başlamış ve eşinin bir kadın programına başvurması sonucunda, kucağındaki bebeği ile birlikte bulunmuştu. Bebekle ilgili yapılan DN testinin sonucunda ise çocuğun babasının kadının kaçtığı komşusu olduğu ortaya çıkmış ve kadın testin sonucunu öğrenince sevinçten çığlık atıp şükürler olsun çocuğumun babası Cengiz çıktı diye havaya zıplamıştı. Peki, aklımızın, vicdanımızın ve fıtratımızın kabul edemeyeceği bu vahim olayı nereye koyacağız şimdi.

Düşünün elinizde aslını tamamıyla kaybetmiş bir kumaş parçası var ve siz neresinden tutarsanız tutun yırtılıyor, elinizde kalıyor. Peki, bu durumda ne yapacaksınız? Problemi ortaya koyarken çözüme nereden başlayacaksınız? Zinakâr kadına Allah’ın bahsettiği kutsal konumunu hatırlatıp, bu kirli hayatını çocuklarımıza bulaştırmaması için hangi önlemlerin alınabileceğini mi tartışacaksınız?
Evimizin anahtarını teslim edebileceğimiz komşunun zilletini, ihanetini, kötü niyetini topluma bulaştırmaması için önlem mi alacaksınız? Eşinin ihanetini sıradan bir olay gibi geçiştiren ve onu hâlâ sevdiğini söyleyen mazoşist kocanın acil rehabilite edilmesi gerektiğini mi ifade edeceksiniz? Anne-babanın bu kokuşmuş hayatlarının cezasını tek başına yüklenecek olan o masum yavruyu koruma altına mı alacaksınız? Olaya nereden ve hangi boyuttan bakarsanız bakın içinden çıkamıyorsunuz. Gemi batmış, artık gemiyi kurtarma şansınız yok.

Toplumun birincil sorununun ahlaki ve manevi çöküş olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu değerlerin yeniden hayat bulması, siyasi, iktisadi, kültürel sorunlarımız için de çözüm olacaktır. Ve bu sadece ülkemiz için değil bütün dünya için kurtuluş olacaktır.